Bu konu, herkes için çok önemli olmasına rağmen maalesef insanların çoğu gerektiği kadar bunu düşünmemektedir. Hatta insan kendini, Allah'ın rahmetinden mahrum bırakan halleri terk etme yerine, alışkanlık haline getirip devam ettirme temayülündedir.
Böylece kendilerini zor durumda bırakan hallerinden dolayı insanlar yanında itibar göremez hale bile gelmekte, huzursuz bir hayat yaşayarak kendi kendilerini cezalandırmış bile olmaktalar.
İşte bu kötü düşünce ve davranışların bazılarını burada kısaca dikkate vereceğiz. Her insan, bu konuları ve bu halleri düşünmeli, dikkatle değerlendirmeli, kendini korumak için devamlı tedbirler almalı, tekrar etmemek için de ciddi gayret göstermelidir.
Sahibini Rabb'imizin rahmetinden mahrum bırakan kötü düşünce ve davranışlardan bazıları:
1— Gurur ve kibir: İnsanlarla muhatap olurken kendini üstün, muhataplarını da küçük görme hali insanı, Allah'ın rahmetinden mahrum bırakan hallerin en başında gelmektedir.
2— Zulüm: Gücünün yettiği insanlara zulmetmek, zulmederek yaşamayı alışkanlık haline getirmek.
3— Kıskanmak: Allah'ın başkalarına nasip ettiği nimetlerden rahatsız olmak, her türlü değerli nimetlere kendini layık görmek.
4— Nankörlük: Allah'ın kendisine nasip ettiği nimetleri küçümsemek, şükür gerektirecek büyüklükte nimet olarak görmemek.
5— Düşmanlık: Kin, intikam ve nefret duygularıyla bakmak, bu duygularını tatmin için hep fırsat kollamak.
6— Hırs: Hırsı, bir ahlâk haline getirmek, hemen her konuda rahatsızlık verecek derecede hırs içinde olmak. Sahip olduklarına kanaat etme sevinci duymamak..
7— İsraf: Hayatını israf içinde yaşamak, çevreye israflı bir hayat yaşama örneği vermek.
8— İnat: Kendini nazara vermek için hep zıtlaşmayı esas almak, bunu da zevk alarak yapmak.
9— Anlaşma ve sözleşmelerine riayet etmeyi vazgeçilmez dürüstlüğü olarak bilmemek, menfaati gerektirdiği takdirde sözünde durmamaktan çekinmemek.
10— Aile büyüklerine ve yakınlarına karşı mükellefiyetlerini yerine getirmeyip mağduriyetlerine sebep olacak derecede ilgisizlikte bulunmak.
11— Hep kusur ve yanlışları araştırmak, bulduğu yanlışları da lezzetle anlatmak.
12— Münakaşadan, iddialaşmaktan, itham ve tenkitten hep zevk almak, bunları kendi başarısı gibi görmek, göstermek.
13— Halinden devamlı şekilde şikâyetçi olmak. Şikâyet ederek yaşamayı alışkanlık haline getirmek.
14— İnsanlar arasında laf götürüp getirmek, fertlerin ve ailelerin münasebetlerini bozacak konuşmalar yapmayı alışkanlık haline getirmek.
15— Gıybet: Dedikodu şeklindeki konuşmaları bir huy haline getirmek. Bu huyundan hep lezzet almak, gıybeti hayatının vazgeçilmezi haline getirmek.
Saydığımız bu kötü alışkanlıklar, insanı Allah'ın rahmetinden mahrum bırakan hal ve hareketlerin başında gelmektedir. Bu sebeple hemen herkes davranışlarını gözden geçirmeli, İlahi rahmetten mahrum bırakan hallerden kendini koruma gayretinde olmalı, tutum ve davranışlarını hep düzeltme mücadelesi içinde bulunmalıdır.
Sizin de aynı fikirde olduğunuzu düşünüyorum. İnşallah yanılmıyorumdur.
ZAMAN GAZETESİ, AHMET ŞAHİN
hayat ve dinimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat ve dinimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Haziran 2009 Pazartesi
2 Haziran 2009 Salı
AZMİN BEYAZ GÜLÜ

Azim ve inanç bir gül gibi açmıştı aylardır okul için uğraşan fedakâr insanların yüzünde. Hem de öyle güzel açmıştı ki, bütün yorgunluklarını alıp gitmiş, ümitle parlayan yüzleri geceyi bir güneş gibi aydınlatmıştı.
Afrika'ya bir ışık olacak yeni bir okul açılacaktı. Bir yandan öğrenci kaydı için uğraşılıyor, bir yandan okul binasının eğitim yılına yetiştirilmesi için çalışmalar devam ediyor ama okulun açılması iyice gecikiyordu. Okulun işlerin yapacak müteahhit, ülkede tırmanan gerginliği de bahane edip işleri iyice bırakmıştı. Sadece tâdilat yapılması gereken bina, bir türlü eğitim için hazır hâle getirilememişti. Hâlbuki öğrenciler okullarını bir çiçek gibi görmeli ve okulu sevmeliydi.
Tatilin son hafta sonu da gelip çatmış, eğitim sezonun başlamasına sadece iki gün kalmıştı. İki gün sonra okulun açılması gerekiyordu. Okulun idarecileri, öğretmenleri işlerin yetişmeyeceğini anlamışlar ve hep birlikte çalışmaya başlamışlardı. Ülkede saat altıdan sonra dışarıda kalmak oldukça tehlikeli olduğu hâlde hep birlikte geç saatlere kadar okulun inşaat işlerini yapmaya çalışıyorlardı. Kimisi macun çekiyor, kimisi boya yapıyor, kimisi de işi bitmiş olan sınıfları temizliyordu.
Onlar bu hâlde çalışırken arada moralleri bozan şeyler de oluyordu. Okula Millî eğitim Bakanlığı adına gelip giden biri vardı: Pierre. Bu adam bakanlığın yapı işlerinden sorumlu müfettişiydi. Okulun açılmaya uygun olup olmadığını denetliyordu. Eğer uygunsa görevli olduğu bakanlığa gidip okulun hazır olduğu ve açılabileceği yönünde rapor verecekti. Yani bir yıldır açılabilmesi için uğraşılan ve büyük umutlar bağlanan okulun, bu sene eğitim verebilmesi bu kişinin dudaklarından çıkacak bir söze bağlıydı. Fakat Pierre her gün birkaç defa gelip okulu denetliyor ve: "Böyle giderse bu okulun açılmasına müsaade edemeyeceğim." deyip geceli gündüzlü çalışan öğretmenlerin moralini bozuyordu.
Okulun açılması için her şeyin mükemmel hâle gelmesi gerekiyordu. O hafta sonu, Pierre ziyâretlerini daha da sıklaştırmıştı. Nitekim son pazar da gelip çatmış, Pierre sabahın ilk saatlerinde kapıya dikilmiş,
— Sanırım, artık yetiştiremeyeceğinizi siz de anladınız. İyisi mi bu sene boyunca eksikliklerinizi gidermeye çalışın; önümüzdeki yıl noksanlarınızı tamamlamış olarak okulu açar, eğitime başlarsınız. Ben yarın bakanlığa okulun açılamayacağına dâir raporumu sunacağım, deyip gitmişti.
Pierre, öğretmenlerin okulun açılması için bu kadar ısrarcı olmalarına bir anlam veremiyordu. Zaten hepi topu on beş öğrenci kayıt olmuştu. Önümüzdeki yıl hem yeni öğrenci toplar hem de okullarını hazırlarlardı.
Pierre'in sözleri, öğretmenlerin moralini bozmuştu. Herkesin aklında aynı düşünceler dolaşıyor; fakat hiç kimse ağzını açıp da tek söz etmiyordu. Yıl boyunca sarf edilen bunca emek ve öğrencilerini okula kaydettiren ailelerin güveni boşa mı gidecekti? Afrika'nın bu güzel ülkesine bahar bir yıl daha geç mi gelecekti? Ne diyeceklerdi kendilerine güvenerek buralara kadar gönderen insanlara?
Herkesin derin bir suskunluğa kapılıp gittiği anda bir öğretmen yerinden kalktı, fırçasını eline aldı ve duvarı kaldığı yerden boyamaya devam etti. Sanki önünde koca bir sene yokmuş gibi... Hiç kimseden ses çıkmıyordu. Duyulan sadece duvara sürülen fırçanın çıkardığı sesti. Sonra onu diğerleri takip etti. Gözlerdeki ışıltı yüzlerde tebessüm açtırdı. Birden neşelendi herkes ve canla başla çalışmaya başladılar. Sanki okul yarın açılacak, sınıfı öğrenciler dolduracakmış gibi... Böylece akşama kadar çalıştılar.
Herkes harıl harıl çalışırken bir ara Pierre yine göründü. Onu görünce aşkla şevkle çalışan herkesin yüzü tekrar asıldı. Fakat hiçbir şey yokmuş gibi çalışmalarına aynı şevk ve heyecanla devam ettiler. Pierre yanlarındaydı. Sabahleyin, "Okulunuz bu eğitim yılında açılmayacak!" dediği bu insanları, sanki hiçbir şey duymamışlar gibi çalışır hâlde görünce o da şaşırmıştı.
Onları bu hâlde görmeyi hiç beklemiyordu. "Çoktan dağılıp evlerine gitmişlerdir." diye düşünüyordu. Ama buradaydılar. Hem de hepsi... Sonra bir fırça da o aldı eline, elinden geldiği kadar o da boyamaya başladı. Sanki: "Bu sene okul açılmayacak." diyen o değilmiş gibi. Bu şekilde gece yarısına kadar birlikte çalıştılar. Herkes güzel bir iş yapmanın tatlı yorgunluğuyla evlerine doğru yola koyulmak üzereyken Pierre:
— Madem bu kadar istiyorsunuz, haydi açın okulunuzu, dedi. Herkes şaşırmıştı onun bu sözlerine. Şaşkınlık ve sevinç bir aradaydı. Sabah açılmaması yönünde rapor vereceğini söyleyen adam, karşılarında duran Pierre değil miydi? Ne değişmişti ki sabahtan beri? Okulun hâlâ birçok eksiği vardı. Pierre, kendine şaşkın şaşkın bakanlara:
— Evet, açabilirsiniz, Evet hâlâ çok eksiğiniz var. Ben de biliyorum bunu, ama sizlerde bunları gidermek için gereken azim de var. Okulunuzu olduğu gibi açın. Eksiklerini daha sonra tamamlarsınız, dedi.
Azim ve inanç bir gül gibi açmıştı aylardır okul için uğraşan fedakâr insanların yüzünde. Hem de öyle güzel açmıştı ki, bütün yorgunluklarını alıp gitmiş, ümitle parlayan yüzleri geceyi bir güneş gibi aydınlatmıştı. Bu pırıltılı ışıkla karşıladılar sonraki sabah okula gelen öğrencileri.
YAĞMUR DERGİSİ, MUSTAFA OĞUZ
1 Haziran 2009 Pazartesi
GÜZEL TÜRKÇEM

BU ARALAR PROGRAM PROGRAM DOLAŞAN TÜRKÇE AŞIĞI BU ÇOCUKLAR BİR HARİKA... DÜŞÜNSENİZE 115 ÜLKEDE O MUHTEŞEM TÜRKÇEMİZ ÖĞRETİLİYOR... GERÇEKTEN BU ÇOK GÜZEL BİR ŞEY. ASLINDA SÖYLENECEK SÖZ YOK. BAZILARI BİZDEN DAHA GÜZEL KONUŞUYOR DİLİMİZİ. HATTA KOLBASTI BİLE OYNUYORLAR... TÜRKÇEMİZ İNŞ.BENCE YAKINDA EVRENSEL BİR DİL OLACAK SEVGİ DİLİ TÜRKÇEMİZ...


7 Nisan 2009 Salı
SİYAH İNCİLER
GÜZEL VE BOL GÜNEŞLİ BİR PAZAR SABAHINDA YUVAMIZI SİYAH İNCİ GİBİ YÜZLERİYLE AYDINLATAN, DÜNYANIN CENNETİ DİYEBİLECEĞİMİZ MALDAVİ ADALARINDAN GELEN İKİ KÜÇÜK ÇOCUK MİSAFİR OLDU. BİRDE YANLARINDA ONLARIN HER SIKINTISINI, DERDİNİ ÇEKEN, KİLOMETRELERCE UZAKTA ONLARA HİZMET ETMEYE ÇALIŞAN, ÜLKESİNE HASRETİ BİR KOR GİBİ BAĞRINDA BULUNDURAN ÖĞRETMENLERİ.... BOĞAZİÇİNDEN YENİ MEZUN OLMASINA RAĞMEN BU KÜÇÜK SİYAH İNCİLERİMİZE HİZMET ETMEYİ TERCİH ETMEKLE NE KADAR BÜYÜK FEDAKARLIK YAPTIĞININ FARKINDA OLSA GEREK...
BUNLAR DELİ Mİ DİYENLERE ÇOK GÜZEL BİR CEVABIM OLACAK. İNSAN SIRF KENDİSİ İÇİN YAŞAMAMALI HAYATI... ÇÜNKÜ HAYATIN UFACIK BİR TADI KALMAZ.... YAŞATMAK İÇİN YAŞAMALI BU HAYATTA. O İNSANLARIN BELKİ AYAKKABI ALACAK PARALARI YOK AMA EN ÇOK İHTİYACLARI OLAN ŞEY SEVGİ... ONLARA EL UZATMANIN ZAMANI GELDİ ARTIK!
BİZİM ÇOCUKLAR EŞİMİN ARABASINDA UYUYAKALMIŞLAR. YAZIKLAR ÇOK YORULMUŞLAR BELLİ Kİ... EŞİM GİTTİĞİ HER YERE GÖTÜRDÜ ONLARI. GİTMEDEN ÖNCE BİRER TANE TİŞÖRT ALDIK. ONLARDA BİZE ÜSTÜNDE MALAVİ YAZAN ANAHTARLIK HEDİYE ETTİLER... ALLAH YOLLARINI AÇIK EYLESİN... BİZE GÜZEL BİR GÜN YAŞATTILAR.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)