anne ve bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne ve bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2009 Pazartesi

CİCİLİ BİCİLİ AYAKKABILAR

BAYILDIMMMM.... HEPSİ ÇOK ŞİRİN BU AYAKKABILARIN YA... GİYDİRCEKSİN BU AYAKKABILARI Bİ GÜZEL GEZDİRCEKSİN:)






BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ BU CİCİLERE: www.etsy.com

31 Ağustos 2009 Pazartesi

BEBEK YATAK TAKIMLARI

http://www.kidslineinc.com/ adresinde rastladığım çok şık bebek yatak takımlarını sizinle de paylaşmak istedim. Ramazan dolayısıyla bloguma çok yazamıyorum. Çünkü boş olduğum iftar hiç olmadı şimdiye kadar... Buna şükrediyorum...








20 Mayıs 2009 Çarşamba

ANNE SÜTÜ VE EMZİRME

Anne sütü bütün zamanlarda önemini korumakla birlikte, günümüzdeki araştırmalar sonucunda değerini bir daha göstermiştir. İlmi ve merhameti sonsuz Yüce Yaratıcımız, her yarattığının rızkını en uygun şekilde verdiği gibi, insan yavrusunun rızkını da doğar doğmaz, anne sütü olarak vermektedir.Sütü gönderen Yüce Yaratıcımız; bebeğin burnunu sütün hususî kokusunu alacak vasıfta yaratmış, yanağına dokunulduğunda, dokunan nesneyi ağzı ile arayıp, yakalama ve emme refleksi vermiştir. Bu yüzden bebek doğduğunda, ağız burun ve diğer temizlikleri yapıldıktan sonra sakinleşince -ilk 30 dakikada- anne göğsüne tutulursa hemen süt emebilmektedir.İlk gelen süte kolostrum denir. Halk arasında "ağız" da denen kolostrum, yoğun açık kahverengi bir süttür. Akyuvarlar ve koruyucu proteinler olan antikorlar, vitamin ve minareller bakımından zengin, besleyici özellikleri yüksek bir besindir. Bebeğin ilk besininin kolostrum olması, onu ileride birçok mide ve bağırsak hastalığından koruyacaktır.

Anne sütünün özellikleri

1.Anne sütü, nötre yakın hafif tatlıdır ve kendine has bir kokusu vardır. Bebek, gözü kapalı da olsa, anne sütünün bu özel kokusundan dolayı meme başını kolayca bulur. Anne sütü; vitamin, mineral, protein, yağ, karbonhidrat nispetleri bakımından bebeğin ihtiyaçlarını tamamen karşılayacak terkiptedir. Meselâ, kalsiyum-fosfor oranı ve diğer mineraller (demir, çinko vs.) en uygun miktardadır. Bu yüzden kemik gelişimi geriliği ve kansızlık ilk altı ayda görülmez.

2.Anne sütünde, beynin yapı taşlarından olan Lesitin diğer gıdalara oranla sütte fazla olduğu için, beyin gelişimi, anne sütü emen bebeklerde daha sağlıklıdır. Ayrıca fenilalanin oranının diğer sütlere göre düşük olduğunun anlaşılmasıyla, anne sütü emen bebeklerin daha zeki oldukları ispatlanmıştır.

3.Anne sütü sterildir, kirlenme ihtimali olmadan bebeğe ulaşır. Pratiktir; hazırlama, taşıma, ısıtma ve koruma meselesi yoktur. Ayrıca bedavadır. İhtiva ettiği immunglobulinler ve enzimler, sayısız bakteri ve virüsün sebep olduğu, başta ishal olmak üzere birçok hastalıktan bebeği korur. Anne sütünün terkibi, bebeğin doğumuna, aylık gelişimine, hattâ gün içindeki öğünlerine göre en uygun olacak şekilde şefkati sonsuz Rabbimiz tarafından ayarlanmaktadır.

4.Bebeğin anne sütü emmesi, fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığı gibi hissî ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Bebek anne karnında iken annenin kalp seslerini duyarak gelişir. Emme esnasında annesinin göğsüne yaslandığında aynı kalp seslerini duyar. Bu durum bebeğin kendisini daha mutlu ve huzurlu hissetmesini sağlar. Doğduğu andan itibaren bu şekilde kendini sağlam bir sinede hisseden bebek, psikolojik yönden de sağlıklı yetişir.Anne açısından baktığımızda bebek ne kadar rahat ise, anne de o kadar kendini mutlu hissedecektir. Bebeğini emzirememiş anneler, çoğu defa bir suçluluk hisseder. Bebeğini emzirme, annenin bebeği kabullenmesi ve onunla hissî bağ kurması zâviyesinden de mühimdir. Bu bağı kuramayan annelerin bebekleri huzursuzdur ve sürekli ağlar.
Emzirmenin anneye yönelik birçok faydası vardır. Bunlardan ilki, bebeğin ilk dakikalarda anne göğsünü emmesi; oksitosin hormonu salgısına sebep olur, doğum sonrası kanamalarını büyük ölçüde azaltır ve rahmin hızla toparlanmasını sağlar.

Bebeği emzirmenin bir faydası da yumurtalık ve meme kanseri riskini azaltmasıdır. Bebeği olmayan, bebeğini emzirmemiş veya az emzirmiş kadınlarda meme ve yumurtalık kanseri görülme ihtimali hayli yüksektir.

5.Gebelik süresince kalça ve sırtta oluşan yağlar, süt oluşumunda kullanılmak için depolanan enerji verici maddelerdir. Anne bebeğini ne kadar çok ve uzun süre emzirirse, o yağlar eriyecek; böylece anne doğum öncesi formuna dönecektir.
6.Bebeğin sadece anne sütü ile beslenmesi en az altı ay -% 90'ın üzerinde- hâmilelikten korunma sağlar. Doğum kontrol hapları, süt yapımını azalttığı ve B6 vitamininin yetersizliğine sebep olduğu için kullanılmamalıdır.
7.Anne sütü, emzirdikçe çoğalır. Emme ile beyindeki hormon salgılayan merkez devamlı uyarılır ve süt oluşumunu sağlayan prolaktin salgılanır. Böylece tam bir talep-arz durumu oluşur. Bebek emmede isteksizlik gösterse -yahut az emse- de sabırla emzirmeye devam edilmelidir. Bebek ne kadar sık ve çok emerse, o kadar çok süt üretilir.Tıbben gerekmedikçe, su vermekten, kaşıkla veya biberonla beslemekten kaçınmalıdır. Bunlar süt salgılamayı azaltır. Israrlı emmeme, yahut emememe bir rahatsızlığın işaretidir. Anne sütündeki niteliği bilinmeyen bir madde, yeni doğan bebeklerdeki sarılığı uzatabilir. Bu durumda 2-3 gün sağmak şartı ile emzirme kesilebilir; ancak emzirmeye devam etmenin de bir sakıncası olmadığı ispatlanmıştır.
8.Başarılı bir emzirme sağlamak için, annelere gebeliğinden itibaren, sütünün eşsiz özellikleri olduğu, yetmemesi gibi bir durumun olmadığı, bebeğinin bu büyük nimetten mahrum bırakılmaması gerektiği anlatılmalıdır.
Emzirme tekniklerinin bütün annelere öğretilmesi çok önemlidir.
Unutulmamalıdır ki, basit birkaç teknik, bebeğin beslenmesinde önemli faydalar sağlar. Emzirmede karşılaşılan sıkıntıların çoğu, bu kaidelere uymamaktan kaynaklanmaktadır. Anne, emzirmeden önce ellerini sabunla yıkamalı ve meme başlarını ılık su ile temizlemelidir. Anne huzurlu ve sakin olmalı, rahat ve sırtını dayamış olarak (öne eğilmiş pozisyonda değil) oturmalıdır. Bebeği bir kolu ile başını yüz yüze bakar pozisyonda, hafif yukarı dik tutmalıdır. Mümkün olduğunca bebekle annenin çok temas etmesi sağlanmalıdır. Anne serbest eli ile de göğsünü tutarak meme uçlarını bebeğin yanağına dokundurup, hem kokusu ile bebeğin iştahını uyandırmalı, hem de arama ve emme refleksini harekete geçirmelidir. Meme başının etrafındaki kahverengi sahayla birlikte çocuğun ağzının içine sokmalıdır. Göğüs yukarıdan sıvazlanarak sıkılmalıdır. Sadece meme başını sıkmanın faydası yoktur.Emzirirken bebeğin burnunun, göğüs içine gömülmemesine, tıkalı olmamasına dikkat edilmelidir. Burun tıkanıklığı varsa serum damlatılıp 10 dakika sonra emzirilmelidir.Bebek memeden ayrılırken birden çekilmemelidir, yoksa meme başı hasara uğrar. Anne küçük parmağını bebeğin ağzına sokarak yapışıklığını giderdikten sonra rahatça meme başını dışarı çıkarabilir. Emzirme bitince, bebeğin yüzü anneye bakar şekilde, annenin omuzuna yaslanarak dik tutulmalı, sırtına masaj yapılarak yuttuğu gazlar çıkartılmalıdır.
Emzirme sıklığı ve süresi
Emzirme vaktini belirlemede tabii olan bebek istedikçe emzirmektir.Emzirme sıklığı 1-4 saat arasında değişir, süreyi anne veya doktor değil, bebek belirler. Bebek bir memedeki sütün % 90'ını ilk 5 dakika içinde emer. Bu yüzden bir meme ile en az beş dakika emzirilmelidir. Uzun süre aynı memeyi emzirme verimliliği düşüreceğinden iki göğsü de emzirmeye titizlik gösterilmelidir.Emzirme süresine gelince, geleneğimizde annelerin bebeklerini iki yıl emzirmesi bir âdettir. Bu uygulamada "Emzirmeyi tamamlamak isteyen (baba) için anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler..." (Bakara, 233) fermanı tesirli olmuştur. Zaman ihtiyarladıkça gençleşen Kur'ân'ın, asrımıza bakan mucizelerinden olan bu uygulama, tıbbî açıdan isabetlidir ve tavsiye edilmektedir. Çünkü vücudun mikroplara karşı savunmasını sağlayan immünglobulinler, bebeklerde ancak iki yaşını doldurduktan sonra yeterli seviyede üretilebilmektedir. Bu yaşa kadar vücudun ihtiyacı olan bu bağışıklık proteinleri hazır olarak anne sütü ile bebeğe verilir. Bu sebeple emzirme iki yaşına kadar sürdürülmelidir.
Anne sütünün saklanması
Çalışan anneler, sütünü temiz bir kaba sağarak, buzdolabında 24 saat saklayabilir. Oda sıcaklığında ise, 6-8 saat bekletilebilir. Bu süt kaynatılmamalıdır. Kaynatma anne sütünün hastalık koruyucu özelliklerini yok eder. Bunun yerine oda sıcaklığında bekletilip ılıklaşınca verilmelidir. Hafif soğuk verilmesinin zararı yoktur.
Annenin beslenmesi
Emziren anneler, bebeklerine ilk üç ayda günde 350-600 ml, 3-9 ay arasında ise ortalama günde 600-1200 ml süt verirler. Bu da annelerin her gün ilâve olarak verdiği sütü karşılayabilecek kadar beslenmesinin gereğini gösterir. Süt veren anne günde 500 kalori enerji kaybeder.
Günde alınacak ilave 500 gr süt veya yoğurt, ihtiyacın bir kısmını karşılar. Bazı annelerde süt, kilo alımına sebep olabilir, bu durumda yoğurt tavsiye edilir. Alınan yoğurtla hem sıvı, hem kalori, hem de kalsiyum ihtiyacı giderilmiş olur. Özellikle A, B ve C vitaminleri annenin yiyecekleri ile yakın münasebet halindedir. Taze meyve, sebze ve etle dengeli beslenme bu ihtiyaçları karşılar.
Açık verem, aktif sarılık, sıtma, akıl hastalığı, kanser ve hipertiroide karşı ilâç kullanma durumlarında, anne sütü verilmemelidir. Sezaryenle doğum yapanlar normal doğum yapanlar gibi, kendilerine gelince hemen emzirmeye başlamalıdır.Bazı anneler, sütünün yetmediğini zanneder. Bu durum geçici olarak meydana gelebilir. Böyle durumlarda ek besinlere ve mamalara hemen geçilmesi önerilmemektedir. Çünkü ek besinlere başlanırsa süt emme daha da azalır. Anneler kendi beslenmelerini artırarak emzirmede ısrar etmelidir.
Anne sütünün olmadığı hallerde bebekler, anne sütüne yakınlaştırılmış formül mamalarla beslenmelidir. İnek sütü de kullanılabilir; ancak inek sütünün bileşimi anne sütünden çok farklıdır. Bebeğin böbreklerine yük olabilir. Bu yüzden birinci ayda inek sütü birebir sulandırılıp 10 dakika kaynatıldıktan sonra verilebilir. İkinci ay, iki ölçek inek sütü, bir ölçek su şeklinde hazırlanır. Üçüncü ayda böbreklerin süzme kapasitesi geliştiği için, inek sütü sulandırılmadan verilebilir. Mümkün olduğunca ilk üç dört ay inek sütünden kaçınmalıdır. Bunun yerine nispeten terkibi uygun mamalar tercih edilmelidir.Çeşitli sebeplerle yavrularını emzirmekten kaçınan annelerin onlara ne büyük bir kötülük yaptıklarını, ancak sütün yapısını inceleyince anlayabiliyoruz. Bu sebeple Allah'ın Sonsuz Rahmet Hazinesi'nden ihsan ettiği bu nimetten yavrularımızı mahrum etmeyelim.

Dr. Nazım İNTEPE

19 Mayıs 2009 Salı

NASIL BİR AİLE?

Yuva, Peygamberimizin beyanlarında cennet köşelerinden bir köşedir. Bu mübarek köşe, erkek ve kadının iyi bir evlilik yapması ve bu güzel evliliği devam ettirmesiyle gerçekleşir. Buradaki iyilik ve güzellikten kastımız, evliliğin ebediyet eksenli olmasıdır. Evet, ahirete göre kurulan bir ailede, yani Allah rızası için ve dinî ölçülere göre ebedi beraberliğe atılan imzayla oluşturulan bir cennet köşesinde, erkek ve kadın birer huri-gılman gibidirler. Çocuklar da o cennetin çocukları..
Ailenin her bir ferdi, yuvada huzura erer. Kendini orada güvende hisseder. Yuva, sükûnet yeridir. Çocukların şuuraltı, orada şekillendirilir. Kalp ve kafa bütünlüğündeki nesiller orada yetişir. Hayat boyu tesiri hissedilecek bir hayat orada aşılanır.
Yuvanın sağlamlığı milletin ve devletin sağlamlığı adına çekirdeklik teşkil eder. Zira, iyi bir anne babanın elinde yetişmiş güzel nesiller, milletleri oluşturan biricik unsurlardır. Huzursuz, geçimsiz, idealsiz, ibadetsiz bir ailede yetişen çocuklar, aile için olduğu gibi millet için de birer yaradır ve potansiyel tehlikedir. Tehlike saçan bir insan olmasa bile, bir Müslüman’dan beklenen ideal insan portresini ortaya koymaktan çok çok uzaktır. Bunun aksi bir ortamda yetişecek pırlanta nesiller ise, millete ve insanlığa sunulan en güzel armağanlardır. Öyleyse, ailece, milletçe ve devletçe huzur isteyenler, aileye büyük ehemmiyet vermelidirler.

Aile Kuruluşunda Çok Hassas Olunmalı
İyi bir yuvanın temeli, evlilik kararı verilirken atılır. Bu temelde, din ve iman en önemli unsurdur. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: Kadınlarla dört haslet için evlenilir: Malı için, asaleti için, güzelli­ği ve dinî için. Sen dindar olanını tercih et ki, mesûd olasın. (Buharî, Nikâh 15; Müslim, Rada 4)
Peygamberimiz bu hadisinde, insan fıtratının durumunu rapor ediyor ve insanların bu dört şeyden dolayı eşini tercih ettiğini söylüyor. Ancak bizim tercihimizin hangi istikamette olması gerektiğini de vurgulayarak, siz dinî ölçüleri esas alın diyor. Burada kadının için zikredilen vasıflar erkekler için de geçerlidir. Yani, kadın da, evleneceği zaman kocası olacak erkeğin dinî yönünü nazara alarak evlenmesi gerekir.
Evlilik, bir akıl, mantık ve kalp işidir. Hisle, hevesle, ihtirasla, kıskançlıkla ve geçici keyiflerle kurulan bir aile devamlı olamaz, olsa da o beraberlikte kavga gürültü eksik olmaz. Tabi ona da beraberlik denirse..
Evlilik, ebediyete beraberliğe imza atmaksa, bu beraberliğin temeli de ebediyet edalı olmalıdır. İyi düşünmeli, sağlam karar vermeli, fantezilere, boş kuruntulara girmemeli, sağlam vasıfta insan bulunamamışsa acele edilmemeli, sıfatları uygun birisi bulunduğunda da aheste revlik etmemeli ufak tefek kusurlarına bakmadan hemen yuvayı kurmalıdır.

Ailede Esas Olan
Ailenin temelini oluşturan bazı vasıflar vardır. Kur’an-ı Kerim, şu ayet-i kerimeyle, bir toplumu oluşturan erkek ve kadınları anlatırken, aynı zamanda toplumun temeli olan ailenin de vasıflarını ortaya koymaktadır:
“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; taate devam eden erkekler, taate devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevazı erkekler, mütevazı kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır.” (Ahzab Suresi, 33/35)
Şimdi bu ayet çerçevesinde, bir ailede olması gereken vasıfları kısaca ele alalım:


Allah’a iman ve itaat: Bu erkek ve kadınlar, milletin en küçük hücresi olan ailede mümin ve müslim olarak bir araya gelmiş, Allah’a güvenmiş, gönülden O’na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, ibadet ü taat içinde hayatlarını geçirmektedirler.

Sadâkat: Evet sözlerinde, davranışlarında sadık olan erkekler, sadık olan kadınların ne ağızlarından çıkan sözler davranışlarını yalanlamakta, ne de davranışları ağızlarından çıkan sözlerine ters düşmektedir. Öyle ki onların teşkil ettiği yuvanın içinde hilâf-ı vâki hiçbir şeye rastlanmaz. O evde her şey doğru, olduğu gibi görünmektedir. Dolayısıyla da bir insan, endam aynasının karşısında kendisine çeki düzen verdiği gibi, çocuk da bu evdeki sıdk (doğruluk) tabloları karşısında hep kendisine çeki düzen verecek, hilâf-ı vâki herhangi bir beyana ve ters sayılabilecek herhangi bir davranışa şahit olmayacaktır. O evde meydana gelen her şey doğrudur. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar vardır.

Sabır: Sabreden kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ü taatin ağırlığına, başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp iffetlerini koruyanlar, masiyete girmeyi cehenneme girmeye eş kabul edenler kullandıkları hâl diliyle, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, zannediyoruz dilleriyle anlatacakları her şey böyle bir beyanın yanında sönük kalacaktır.

Allah korkusu ve tevazu: İçleri Allah’a karşı saygıyla dolup taşan, her zaman haşyetle tir tir titreyen, ciddî bir hayatın ve müthiş bir âkıbetin kendilerini beklediği düşüncesiyle mükellefiyetlerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, hayatlarının her lâhzasında yolun sonuna erip de, “ahirete gel” davetini bekleyen haşyet ve saygının tüllendiği böyle bir evde çocuğun göreceği şey de hep ciddiyet, vakâr, hassasiyet ve titizlik olacaktır. Böyle bir ailede çocuklar, yüzlerde yumuşak bir endişe ve onu takip eden bir tatlılık, Allah ululuğunun mehâbeti ve cennet ümidinin yüzlerde hâsıl ettiği neşeyi iç içe görecek; rahat fakat temkinli; mutlu ama ufuklu; zevk u sefa içinde fakat istikbalin insanları olarak neş’et edeceklerdir.

Cömertlik: Bir evde iyiliğe açık, sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunmalıdır; bulunmalıdır ki, çocuklarında cömertlik ruhu gelişebilsin. Evet, önce biz cömert olmalıyız ki onlar da olsunlar. Bazı aileler vardır ki, sürekli kadın, efendisinden, efendi de hanımından gizli sadaka verir. Evet, bunlar Kur’an’ın ifadesiyle birer mütesaddık (sadaka veren erkek) ve mütesaddıka (sadaka veren kadın) insandır. Bu ailede neş’et edecek çocuklar da mütesaddık ve mütesaddıka olmaya namzettirler.

İffet: Bütün bu sıfatlarının yanında bu insanlar, ırz ve namuslarını koruma, iffetlerine toz kondurmama konusunda da fevkalâde hassastırlar. Yaşarlarsa dinleri, namusları için yaşarlar. İşte dünya ve ahirette mesut olanlar da bunlardır.

Zikir: Kadın ve kocası her türlüsüyle Allah’ı zikrederler. Dillerinden ve hallerinden zikir eksik olmaz. Yerken içerken, yatarken kalkarken, sıkıntılı anlarında da bolluk zamanlarında da Allah’a yönelir ve hep O’na müteveccih yaşarlar. Namaz Allah’ın zikretmenin en büyüğü ve en kapsamlısıdır. Dolayısıyla, karı koca namazlarına çok dikkat ederler. Her halleriyle zikir olan bu insanlar, bir de namazda ve namaz sonrasında dilleriyle zikre dalarlar. Ayrıca Kur’an okuyarak, salavat getirerek evde nağme nağme zikir seslerinin dalgalanmasını sağlarlar. İşte böyle bir ortamda yetişecek nesillerin ne kadar sağlam, Allah’la ne denli sağlam irtibatlı olacaklarını düşünmek gerekir.

Kur’ân-ı Kerim’in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, bu iki varlıkla örgülediği yapı, kanaviçesini bulmuşsa yapıların en mukaddesidir. Bu iki rükünden meydana gelen ailede, millî ruh meltemleri esiyorsa, onların evlâtlarında, torunlarında da aynı esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile fertlerinde, yani toplumun hücrelerinde devamı nispetinde içtimaî salâh söz konusudur. Aksine bütün beklentiler bir kuruntu olur.

30 Mart 2009 Pazartesi

ANNE EMZİRME ÖRTÜSÜ

Anneler için herşey düşünülmüş. İnternette rastladığım harika bir ürünü sizlerle paylaşmak istedim. Seyahatte veya kalabalık ortamlarda bebeğinizi kolayca emzirebilirsiniz. Renk renk, desen desen bu ürünleri sevil bebe veya mycey den alabilirsiniz.









Bu da bizim sevil bebenin ürünü....











ANNE SÜTÜ

BEBEĞİNİZE VERECEĞİNİZ EN GÜZEL HEDİYE ANNE SÜTÜDÜR...


Bebeğiniz için en uygun besin, anne sütüdür. Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin tüm gereksinimlerini karşılayan, bebeğin sindirim sistemine göre ayarlanmıştır.
  • Anne sütünün sindirimi kolaydır, anne sütü sindirime yardımcı aktif enzimler içerir.

  • Anne sütünün enfeksiyonlardan koruma özelliği vardır.

  • Bu süt her zaman sterildir, ısı derecesi idealdir.

HEMEN EMZİRİN!!!

Doğumdan sonraki ikinci-dördüncü günlerde meme bezleri tamamen aktif hale gelir. Memeleriniz ödemli ve ağrılı olabilir. Erkenden emzirmeye başlamalısınız, bebeğinize çok eşsiz bir hediye sunmuş olursunuz.

ANNE SÜTÜNÜN BEBEĞE FAYDALARI:
  • Anne sütünün çene ve diş gelişmesinde olumlu rolü vardır.

  • Anne sütü, anne ile bebek arasındaki psikolojik bağı kuvvetlendirir.

  • Anne sütü alan bebekler daha az ağlarlar.

  • Anne sütünün sindirimi kolaydır, alerji yapmaz ve büyüme için gerekli aminoasitleri içerir.

  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde ishal, zatüre ve orta kulak iltihabı daha az görülür.

  • İlk 4 ayda, anne sütünde yüksek yoğunlukta antikor bulunur.

  • Birinci derece akrabalarınızda diyabet olan (mesela benim annemde olduğu gibi) ailelerde ilk bir yıl inek sütü veya inek sütü bazlı formül mama verilmemesi önerilir.


BEBEĞİ EMZİRMEYE BAŞLAMADAN;

  • Anne, ellerini su ve sabunla yıkamalı,
  • Meme başları kaynamış soğutulmuş su ile silinmeli,
  • Bebeğin altı temiz olmalı,
  • Sağlığınız için memeleri destekleyici özel çamaşır kullanın. Ve çok sıkı olmamasına dikkat edin.
  • Taze yeşil lahana yaprağı memeye uygulayıp ağrıyı ve sertliği giderebilirsiniz.

18 Mart 2009 Çarşamba

CENİN PSİKOLOJİSİ



Yeryüzünde her bir saniyede binlerce bebek dünyaya gelir. Hayat ile bu kadar iç içe olan bu mucizevî hadise, insanoğlu için sıradışı hisler uyandırır. Hiçbirimizin hatırlamadığı ama hipnoz altında belli bir aya kadar hatırlanan doğum öncesi dönem, sırlarla doludur. Anne karnında 40 hafta bekleyen insan-oğlu, nispeten dar ve sınırlı bir ortamdan bu dünyaya adım atar. Dünya hayatını bitirenler, aynen ana rahminde doğum için bekledikleri gibi, yeniden yaratılmak için kabirde beklerler. Ana rahmi ile kabrin bu açıdan benzerliği vardır.
İnsanoğlu ana rahmindeki gelişmesini tamamlayıp doğum ile birlikte hayata ilk adımlarını attığında, onun için ölüme kadar geçecek yeni bir hayat başlar. Doğum ile birlikte bebek ilk defa nefes alır, ilk defa bir ışık görür ve ilk önce onu dünyaya getiren annesi ile kucaklaşır. Hesap için haşredilen insanoğlu dünyadaki durumuna göre ilk defa cenneti veya cehennemi, ebedî hayatı ve Yüce Yaratıcı'nın cemâlini görür. Anne karnında çocuğun mâruz kaldığı biyolojik ve psikolojik hadiselerin, onun bütün hayatına tesir ettiğini iddia eden bilim adamları vardır. Ana rahminde şahsın beden yapısı, doğuştan bir hastalığı olup olmayacağı, mizaç özellikleri ve zekâ kapasitesi gibi onun için hayatî öneme sahip birçok özellik şekillenir. Doğumla birlikte gelişme süreci başlıyor gibi düşünülse de, insanın büyün hayatı anne karnındaki gelişmesi temel olmak üzere, doğumdan sonraki ilk beş yılda büyük ölçüde şekillenir. Bir başka deyişle doğumdan sonraki ilk beş yıldaki gelişmelerin (dolayısıyla hayatın) menfi veya müspet seyri de bir yönden anne karnındaki biyolojik ve psikolojik gelişmeye bağlıdır.Belli bir dönemden sonra ceninin dıştaki hâdiselerden etkilendiği ve anne karnındaki canlının da psikolojik bir yapısı olduğu tespit edilmiştir. Cansız bir et parçasından çıkıp canlı bir hâle gelmesi, ona ruhun üflenmesi ile olur. Bu safhadan sonra artık duygular, düşünceler ve davranışlar gelişmeye başlar. 5. haftadan itibaren şekillendirilmeye başlanan beyin korteksi, insan olma yolunda hareket, düşünme, konuşma, plân yapma kabiliyetlerinin yavaş yavaş gelişmesi için sebep olarak görülür. 9. haftadan itibaren cenin hıçkırabilir ve gürültüye tepki verebilir. 12. haftadan itibaren ağrıya duyarlı, yeri geldiğinde ağlayan bir cenin haline gelir. 5-6. aylarda işitmeyle annesinin sesini tanımaya başlar ve anne sesi ile sakinleşir. Kapı sesi veya araba kornası gibi seslerde ana rahmindeki bebeklerde irkilme olur.Günün yaklaşık % 90'ını uyuyarak geçiren cenin, 32. haftadan itibaren REM uykusu (hızlı göz hareketleri) ile birlikte rüya görmeye ve bu esnada hızlı göz hareketlerini yapmaya başlar. Anne karnındaki bebeğin gülümsemesi ve bazı davranış şekilleri modern görüntüleme âletleri sayesinde daha iyi anlaşılmıştır. Görme, bebekte en son gelişen duyudur. Anne karnı tamamen karanlık değildir. Annenin organları ışığı çok az geçirebilir. Flaş veya parlak ışık altındaki annelerin bebeklerinde ışık uyarısına cevap oluşabilmektedir. Ancak doğuma kadar tam olarak hazır olmayan görme duyusuna fazla uyaran yapılmasının retinaya hasar verebileceği bilinmektedir. Bu yüzden hâmilelerin çok güçlü ışıklara mâruz kalmaması, bebeklerinin göz sağlığı açısından çok önemlidir. Eğer bebek anne karnında iken görmeye de başlasaydı çoğu zaman bir karanlık görecekti. Anne karnında bebeğin gelişiminde destek olacak temel uyaranlar; işitme ve hissetme duyularıdır. Bu durumda annenin psikolojisi ve içinde bulunduğu ortam doğrudan anne karnındaki bebeğe tesir eder. Anne güldüğünde, bebek ana rahminde yukarı doğru yönelir ve aşağı-yukarı bir şekilde hızlı hızlı hareket eder. Cenin uyanık veya uykulu olsa bile saatte yaklaşık 50 kere hareket eder. Annenin stresli olduğu zamanlarda, ceninin kalb atışlarının hızlandığı ve hareketlerinin arttığı bilinir. Annede olabilecek depresyon, endişe ve uyum problemleri, anne karnındaki bebeğin etkilenmesine sebep olur. Bu yüzden, ana rahminde gelişen bebeğin dış dünyadan müteessir olduğu ve anne psikolojisinin bebeğe yansıdığını düşünerek, hamilelik döneminin sağlıklı ve rahat bir psikoloji ile geçirilmesi gerekir. Anne karnındaki bebeğin, annenin huzuru ve rahatlığı ile desteklenmesi gerekir. Hisseden, kısmen gören ve işiten ceninin öğrenme ve hatırlama özellikleri gelişir. Bu öğrenme farkında olmadan, otomatik şekildedir. Dış dünyadaki tesirlere karşı reaksiyonları, tavır ve tutum olarak görülür. Meselâ, tekrarlanan gürültülü sese veya annenin sesine karşı tavrı, en önemli öğrenme şeklidir. Anne karnına karşı verilen farklı seslerde bebeğin parmak emme hızı farklı olmakta, bebek doğduğunda anne sesini yabancılardan ayırt etmektedir. Bu tespit, öğrenme ve hafıza ile ilgili önemli bir bulgudur. Bebeğin kalb atışları tanıdık kişilerin sesi ile yavaşlarken, yabancı kişilerin sesi ile tekrar eski haline dönmektedir. Doğacak bebeğin şahsî özellikleri, anne karnındaki ceninin hareketleri ile kısmen önceden tahmin edilebilmektedir. Anne karnında çok hareketli olanların daha çabuk sinirlenen bebekler olduğu görülmüştür. Aynı zamanda bebeklerin biyolojik ritmi; annenin yemesi, hareketleri ve uyku-uyanıklık hallerinden etkilenmektedir. Aşırı stresli annelerin bebekleri, normalden daha aktif olmaktadır. Başka bir çalışmaya göre ise, iyi beslenen, az stresli ve toksin almayan anneler hamilelik dönemlerinde cenin ile yeterli miktarda konuşurlar, rahatlatıcı sesler oluştururlar ise, çocukları daha zeki, konuşma kabiliyeti daha iyi, hareketleri daha dengeli ve sosyal olarak daha uyumlu olmaktadır.1 Ancak bu görüşler, henüz başka çalışmalar ile desteklenmemiştir.

Sağlıklı bir cenin psikoloji için yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Çocuk sahibi olmak için ebeveynler istekli olmalı,
  2. Ebeveynler, düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeli,
  3. Anne, alkol ve diğer toksinlerden uzak durmalı,
  4. Aile olarak ortak zaman geçirmeli,
  5. Anne, stres ve sıkıntılı ortamdan mümkün olduğunca uzakta bulunmalı,
  6. Anne ve baba, bebeği tam olarak kabullenmeli,
  7. Annenin hamilelik dönemi boyunca psikolojisi sağlıklı ve huzurlu olmalı,
  8. Anne ve baba, bebek konusunda cinsiyet beklentisine girmemeli,
  9. Hamilelik süresince anne mümkün olduğunca sakin bir ortamda bulunmalı,
  10. Annenin çevresinde, çocuğun sakinleşebileceği sesler oluşturulmalı,
  11. Anne, aşırı fizikî faaliyetlerden kaçınmalı,
  12. Anne, aşırı korku ve endişeden uzak durmalı,
  13. Bilhassa 5. aydan itibaren anne, karnındaki bebeğe yeri geldiğinde konuşarak, yeri geldiğinde dokunarak alâka ve muhabbet mesajları vermeli,
Anne dengeli beslenmeli,
Anne, ağır ve stresli işlerde çalış-mamalı.

Ceninin psikolojisi ve anne karnındaki gelişme göz önüne alındı-ğında, insanoğlunu sadece arzular ve arzuların doğurduğu davranışlardan ibaret olarak görmenin ne kadar yanlış olduğu anlaşılır. Anne karnındaki bebeğin bile duygularının olması, hissetmesi ve buna bağlı olarak davranışlarının meydana gelmesi, insanın bedeni ve ruhu ile birlikte hayatın başlangıcında bile, ne kadar mükemmel ve kompleks bir yaratık olduğunu gösterir. İnsanı sadece yeme, içme, yok etme ve üreme fonksiyonları olan bir canlı olarak görmek, kişinin kendine yapabileceği en büyük haksızlıktır. İnsanoğlunun ana rahmindeki serüveni ve ceninin bir psikolojik yapısının olması insanın yaratılışı hakkında önemle düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.Ana rahminde gelişen hâdiselerin bu kadar mükemmel ve ibret verici olması ve her şeyin bu kadar kusursuz işlemesi, Yüce Yaratıcı'nın büyüklüğü ile birlikte anneliğin ne kadar mesuliyetli bir iş olduğunu da açıkça gösterir. Bir tek hücreden başlayarak yaratılan trilyonlarca hücreye sahip canlının hayatının sıradan bir hadise olmayıp, hatasız işleyen bir saat gibi, her bir çarkın hikmetli sonuçlara vesile olarak döndüğünü görüyoruz. Bu bilginin şuuruna sahip anne adaylarının dünyaya gelmesi mukadder olan yavrularını hayata hazırlarken içinde yaşadıkları maddî ve mânevî atmosfere daha dikkat etmeleri yanında, baba adaylarının da bu hususta onlara yardımcı olmaları, sağlıklı bir nesil için önemli bir husus olarak görülebilir.
Dr. Hasan AYDINLI - Sızıntı Dergisi